Gazze Şeridi’ndeki Filistinli anneler, Anneler Günü’nü bir kez daha öldürülen ya da esir alınan evlatlarının yokluğunda karşıladı. Savaşın aileleri parçalayan yüzü, bu özel günde bir kez daha görünür oldu.
Gazze Şeridi’nde Anneler Günü, bu yıl da kutlamadan çok hasretin günü oldu. Filistinli anneler, İsrail saldırılarında hayatını kaybeden ya da esir alınan çocuklarından ayrı bir 10 Mayıs daha geçirdi; savaşın en ağır yükünü taşıyan kadınlar için bu tarih, sevinçten çok kaybın hatırlatıldığı bir güne dönüştü.
Gazze’de yaşanan insani yıkım, yalnızca can kayıplarıyla sınırlı değil. Aile bağlarının kopması, çocukların kaybolması, tutukluluk ve ölüm haberlerinin günlük hayatın parçası haline gelmesi, annelik duygusunu da derinden yaralıyor. Normal şartlarda aile içi dayanışmanın ve toplumsal saygının sembolü olan Anneler Günü, Gazze’de uzun süredir savaşın gölgesinde, eksik sofralar ve boş kalan evlerle anılıyor.
Bu tablo, bölgede aylardır süren çatışmanın siviller üzerindeki etkisini bir kez daha hatırlatıyor. Özellikle anneler için kayıp yalnızca duygusal değil; aynı zamanda fiziksel, ekonomik ve sosyal bir yıkım anlamına geliyor. Evladını toprağa veren ya da haber alamadığı çocuğunun akıbetini bekleyen kadınlar, savaşın istatistiklerde görünmeyen yüzünü temsil ediyor.
Gazze’deki annelerin yaşadığı bu acı, uluslararası hukukun ve insani koruma mekanizmalarının ne kadar kırılgan kaldığını da gösteriyor. Sivillerin korunması, savaş zamanlarında en temel yükümlülüklerden biri olmasına rağmen, sahadaki gerçeklik bunun çoğu zaman kağıt üzerinde kaldığını ortaya koyuyor. Bu durum, yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte de ciddi bir vicdani ve siyasi tartışma yaratıyor.
Türkiye açısından bakıldığında Gazze’deki annelerin hikâyesi, kamuoyunda güçlü bir insani hassasiyet oluşturmayı sürdürüyor. Türk toplumu, özellikle çocuklar ve kadınlar üzerinden şekillenen bu tür acılara güçlü tepki veriyor; bu da Ankara’nın Filistin meselesine yönelik diplomatik ve insani söyleminin toplumsal zeminde karşılık bulmasını sağlıyor. Gazze’deki her yeni kayıp, Türkiye’de de savaşın bedelinin en çok sivillere ödettirildiği yönündeki kanaati güçlendiriyor.
Anneler Günü’nün Gazze’de böyle geçmesi, savaşın yalnızca cephede değil, evlerin içinde de sürdüğünü anlatıyor. Bir annenin çocuğunu beklemesi, bir başkasının mezar başında sessiz kalması ya da bir üçüncüsünün esaret haberini umutla takip etmesi; hepsi aynı büyük trajedinin farklı yüzleri. Bu yüzden Gazze’de annelerin yaşadığı acı, sadece Filistin’in değil, insanlığın ortak sınavı olarak görülüyor.




