İBB’ye bağlı BELTUR, İSBAK ve İSFALT’ın da aralarında bulunduğu 9 iştirak şirketi geçen yıl zarar etti. Tablo, belediye şirketlerinin mali yapısı ve kamu kaynaklarının kullanımı açısından yeni tartışma başlatıyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı iştirak şirketlerinde geçen yıl ortaya çıkan zarar tablosu, yalnızca muhasebe kayıtlarına yansıyan bir sonuç değil; aynı zamanda belediye yönetimi, kamu kaynaklarının verimliliği ve İstanbul’un devasa hizmet ağının nasıl finanse edildiğine dair daha geniş bir tartışmanın kapısını aralıyor. BELTUR AŞ, İSBAK AŞ ve İSFALT AŞ başta olmak üzere toplam 9 iştirak şirketinin zarar açıklaması, kent yönetiminde şirketleşme modelinin ne kadar sürdürülebilir olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıdı.
İBB iştirakleri, İstanbul’da ulaşım, altyapı, teknoloji, sosyal tesisler ve çeşitli hizmet alanlarında kritik roller üstleniyor. Bu nedenle bu şirketlerdeki mali performans, yalnızca kurumsal bir bilanço meselesi olarak değerlendirilemiyor. Zarar eden iştirakler, belediyenin hizmet üretme kapasitesi, yatırım planları ve bütçe dengesi üzerinde doğrudan baskı oluşturabiliyor. Özellikle büyükşehir ölçeğinde faaliyet gösteren şirketlerde mali disiplinin zayıflaması, zincirleme etkilerle kamu hizmetlerinin maliyetini artırabiliyor.
BELTUR, İSBAK ve İSFALT gibi şirketler, İstanbul’un günlük yaşamına temas eden alanlarda faaliyet gösterdiği için bu zarar tablosu daha dikkat çekici hale geliyor. BELTUR sosyal tesisler ve yiyecek-içecek hizmetleriyle, İSBAK teknoloji ve akıllı şehir uygulamalarıyla, İSFALT ise asfalt ve altyapı çalışmalarıyla öne çıkıyor. Bu şirketlerin zarar etmesi, gelir-gider dengesinin hangi kalemlerde bozulduğuna ilişkin soruları da beraberinde getiriyor. Kamuya ait şirketlerde zarar her zaman tek başına kötü yönetim anlamına gelmese de, süreklilik kazandığında verimlilik ve planlama sorunlarına işaret edebiliyor.
Türkiye’de belediye iştirakleri uzun süredir siyasal ve ekonomik tartışmaların merkezinde yer alıyor. Büyükşehir belediyeleri, doğrudan hizmet üretmenin yanı sıra iştirakler üzerinden önemli bir ekonomik ekosistem kuruyor. Bu yapı, bir yandan esneklik ve hızlı karar alma imkânı sağlarken, diğer yandan şeffaflık, denetim ve mali sürdürülebilirlik açısından daha sıkı bir gözetim gerektiriyor. İBB’ye bağlı şirketlerin zarar açıklaması da tam bu noktada, kamuoyunun belediye şirketlerine yönelik denetim beklentisini güçlendiriyor.
Bu tablonun İstanbul açısından önemi, kentin büyüklüğünden kaynaklanıyor. Nüfusu, ekonomik ağırlığı ve hizmet ihtiyacı bakımından Türkiye’nin en karmaşık yerel yönetim yapısına sahip olan İstanbul’da, iştirak şirketlerindeki mali bozulma yalnızca belediye kasasını değil, dolaylı olarak kentteki hizmet kalitesini de etkileyebilir. Özellikle altyapı, ulaşım ve sosyal hizmetlerde maliyet baskısının artması, belediyenin önceliklerini yeniden belirlemesine yol açabilir. Bu durum, yatırım planlarından personel yönetimine kadar geniş bir alanda sonuç doğurabilir.
Siyasi açıdan bakıldığında ise zarar eden iştirakler, yerel yönetim performansına ilişkin tartışmaları daha da sertleştirebilir. Muhalefet ve iktidar cephesinde belediye şirketlerinin nasıl yönetildiği, hangi alanlarda zarar yazdığı ve bu zararların hangi politik tercihlerden kaynaklandığı soruları önümüzdeki dönemde daha fazla gündeme gelebilir. Ekonomik açıdan ise tablo, belediyelerin yalnızca hizmet sunan kurumlar değil, aynı zamanda büyük ölçekli mali aktörler haline geldiğini bir kez daha gösteriyor. Bu nedenle iştiraklerdeki her mali sapma, kamu bütçesi ve yerel ekonomi üzerinde iz bırakma potansiyeli taşıyor.
Önümüzdeki süreçte asıl belirleyici olan, bu zararların geçici mi yoksa yapısal mı olduğunun netleşmesi olacak. Eğer sorunlar maliyet artışları, gelir daralması ya da operasyonel verimsizlikten kaynaklanıyorsa, çözüm de buna uygun bir yeniden yapılanma gerektirecek. Ancak tablo daha derin bir yönetim sorununa işaret ediyorsa, İBB’nin iştirak modelini, denetim mekanizmalarını ve harcama önceliklerini yeniden değerlendirmesi kaçınılmaz hale gelebilir. İstanbul gibi bir metropolde bu sorunun cevabı, yalnızca belediye bilançosunu değil, milyonlarca kişinin günlük yaşamını da yakından ilgilendiriyor.




