Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, 15 yaş altı çocukların sosyal medya kullanımına ilişkin esasların 6 ay içinde yönetmeliğe bağlanacağını açıkladı.
Sosyal medyanın çocuklar üzerindeki etkisi uzun süredir tartışılıyordu; şimdi bu tartışma Türkiye’de somut bir düzenleme takvimine bağlanıyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın açıklaması, 15 yaş altı çocukların dijital platformlara erişimi konusunda yeni bir dönemin kapısını aralıyor.
Bakanlığın bünyesinde kurulan çalışma grubunun, çocukların sosyal medya kullanım esaslarını belirleyeceği ve ilgili yönetmeliğin 6 ay içinde hayata geçirileceği bildirildi. Bu adım, yalnızca teknik bir mevzuat çalışması değil; aynı zamanda çocukların korunması, ebeveyn sorumluluğu, platformların yükümlülükleri ve dijital okuryazarlık tartışmalarını aynı zeminde buluşturan bir kamu politikası hamlesi olarak öne çıkıyor.
Türkiye’de çocukların internetle ilişkisi artık yalnızca eğitim ve eğlence başlıklarıyla sınırlı değil. Akıllı telefonların erken yaşta yaygınlaşması, görüntülü içeriklerin kontrolsüz biçimde dolaşıma girmesi ve algoritmaların çocukları uzun süre ekranda tutan yapısı, ailelerin en çok şikâyet ettiği alanlardan biri haline geldi. Bu nedenle 15 yaş altı için getirilecek esaslar, sadece bir yaş sınırı tartışması değil; çocukların psikolojik gelişimi, mahremiyeti ve çevrim içi güvenliği açısından da önem taşıyor.
Düzenlemenin nasıl şekilleneceği ise en kritik soru. Yönetmelik, doğrudan yasaklayıcı bir model mi getirecek, yoksa yaş doğrulama, ebeveyn onayı, kullanım saatleri ve içerik filtreleri gibi kademeli önlemler mi içerecek; bu ayrıntılar önümüzdeki süreçte netleşecek. Ancak hangi model tercih edilirse edilsin, uygulamanın başarısı yalnızca mevzuat metnine değil, platformların teknik uyumuna ve ailelerin bilinç düzeyine de bağlı olacak.
Bu noktada uluslararası deneyimler de belirleyici olabilir. Birçok ülkede çocukların sosyal medya kullanımına yönelik yaş sınırları, veri güvenliği ve ebeveyn denetimi mekanizmaları uzun süredir tartışılıyor. Türkiye’nin atacağı adım da benzer şekilde, çocukları zararlı içerikten korumayı hedeflerken ifade özgürlüğü, erişim hakkı ve dijital denetim arasındaki hassas dengeyi gözetmek zorunda kalacak.
Düzenlemenin toplumsal etkisi yalnızca çocuklarla sınırlı değil. Aileler için yeni sorumluluklar, okullar için dijital farkındalık ihtiyacı ve teknoloji şirketleri için daha sıkı uyum baskısı anlamına gelebilir. Özellikle sosyal medya platformlarının yaş tespiti, içerik sınırlaması ve güvenli kullanım araçları konusunda daha görünür bir rol üstlenmesi beklenebilir.
Türkiye açısından bu açıklamanın bir diğer boyutu da kamu politikalarının dijital çağın hızına uyum sağlama çabası. Çocukların korunması, artık yalnızca fiziksel güvenlik ya da eğitim politikalarıyla değil, ekran başında geçirilen zaman ve çevrim içi risklerle birlikte ele alınıyor. Önümüzdeki 6 ay, bu alanda hazırlanacak yönetmeliğin hem hukuki çerçevesi hem de toplumsal kabulü açısından belirleyici olacak.
Sonuç olarak Bakan Göktaş’ın açıklaması, çocukların sosyal medya kullanımına ilişkin tartışmayı soyut bir endişe alanından çıkarıp somut bir düzenleme sürecine dönüştürdü. Şimdi gözler, hazırlanacak yönetmeliğin ayrıntılarında ve bu düzenlemenin çocukları korurken dijital yaşamın gerçekleriyle nasıl uyum sağlayacağında olacak.




