Filistinli eğitimci ve düşünür Dr. Munir Fasheh, Gazze’de okul ve üniversitelerin yıkılmasının yalnızca fiziksel bir yıkım olmadığını, Filistin toplumunu içeriden zayıflatmaya dönük uzun vadeli bir stratejinin parçası olduğunu söyledi.
Gazze’de bombalanan yalnızca binalar değil; bir toplumun hafızası, geleceği ve kendini yeniden kurma kapasitesi de hedef alınıyor. Filistinli eğitimci ve düşünür Dr. Munir Fasheh’in sözleri, İsrail saldırılarının eğitim alanında yarattığı yıkımı sıradan bir savaş hasarı olarak değil, daha geniş bir siyasi projenin parçası olarak okumaya çağırıyor.
Fasheh’in işaret ettiği temel nokta, okul ve üniversitelerin yıkılmasının Filistin toplumunda yalnızca bugünü değil, yarını da vurması. Eğitim kurumları, bir halkın kendi uzmanlarını, öğretmenlerini, doktorlarını, mühendislerini ve düşünürlerini yetiştirdiği alanlar olduğu için, bu kurumların çökertilmesi uzun vadeli bir toplumsal zayıflatma anlamına geliyor. Gazze’de yaşananlar bu nedenle sadece altyapı kaybı değil; kuşatılmış bir toplumun yeniden üretim mekanizmalarına yönelmiş ağır bir darbe olarak görülüyor.
Filistin meselesinde eğitim, tarih boyunca direnişin ve toplumsal dayanıklılığın en önemli dayanaklarından biri oldu. Okullar, üniversiteler ve kültürel kurumlar, işgal ve kuşatma koşullarında kimliğin korunması için kritik rol üstlendi. Bu nedenle eğitim alanına yönelik her saldırı, yalnızca fiziki bir tahribat yaratmıyor; aynı zamanda kolektif hafızayı, toplumsal sürekliliği ve gelecek kurma iradesini de zedeliyor. Fasheh’in değerlendirmesi, tam da bu nedenle, eğitim ile güç ilişkisi arasındaki görünmeyen bağı görünür kılıyor.
Düşünürün “içeriden yenilgiye uğratma” vurgusu da dikkat çekici. Bu ifade, bir toplumun yalnızca askeri baskıyla değil, bilgi üretimi, kurumlar, değerler ve özgüven üzerinden de çözülmeye çalışılabileceğine işaret ediyor. Eğitim sistemi zayıflatıldığında, toplumun kendi sorunlarını tanımlama ve çözme kapasitesi de daralıyor. Böylece dış baskı, sadece cephede değil, gündelik yaşamın en temel alanlarında da etkisini artırıyor.
Gazze’deki tablo, bu açıdan uluslararası hukuk ve insancıl normlar bakımından da ciddi sorular doğuruyor. Eğitim kurumlarının savaş ortamında korunması gerektiği yönündeki temel ilke, sahadaki yıkımın boyutuyla yeniden tartışma konusu haline geliyor. Okul ve üniversitelerin hedef alınması, sivillerin korunması ilkesine ilişkin küresel hassasiyeti artırırken, savaşın yalnızca askeri değil, toplumsal sonuçlarının da hesaba katılması gerektiğini hatırlatıyor.
Türkiye açısından bakıldığında bu haber, hem insani duyarlılık hem de bölgesel siyaset bakımından önem taşıyor. Ankara’nın Filistin meselesine verdiği siyasi ve toplumsal destek, özellikle eğitim ve sivil altyapının korunması tartışmalarında daha görünür hale geliyor. Gazze’de yaşanan yıkım, Türkiye’de kamuoyunun Filistin’e ilişkin hassasiyetini yeniden güçlendirirken, savaşın çocuklar, öğrenciler ve akademik hayat üzerindeki etkisini de daha somut biçimde gündeme taşıyor.
Fasheh’in çıkışı, aynı zamanda savaşın yalnızca cephede kazanılmadığını, toplumların bilgiyle, kurumlarla ve hafızayla da ayakta kaldığını hatırlatıyor. Gazze’de bir okulun yıkılması, çoğu zaman bir binanın kaybından çok daha fazlası anlamına geliyor; çünkü orada yarım kalan her ders, ertelenen her diploma ve susturulan her akademik ses, geleceğe vurulmuş yeni bir darbe haline geliyor.




