Gazze Şeridi’nde Filistinliler, Nekbe’nin 78’inci yıl dönümünde yürüyüşler ve etkinliklerle anma düzenledi. Törenlerde esirlerin serbest bırakılması çağrısı öne çıktı.
Gazze Şeridi’nde yaşayan Filistinliler, Nekbe’nin 78’inci yıl dönümünü bu yıl da yalnızca bir tarihsel anma olarak değil, bugünle doğrudan bağlantılı bir toplumsal hafıza günü olarak karşıladı. Düzenlenen yürüyüşler ve çeşitli etkinliklerde, 1948’de yaşanan kitlesel yerinden edilmenin hatırası ile güncel savaşın yarattığı insani kriz aynı çerçevede ele alındı. Anmalarda öne çıkan en dikkat çekici mesaj ise esirlerin serbest bırakılması çağrısı oldu.
Nekbe, Filistinliler için sadece geçmişte kalmış bir kırılma noktası değil; kuşaklar boyunca aktarılan bir travma, kimlik ve hak arayışı anlatısıdır. “Büyük Felaket” olarak anılan 1948 süreci, yüz binlerce Filistinlinin evlerinden ayrılmak zorunda kaldığı, mülkiyet ve aidiyet tartışmalarının bugüne kadar uzandığı bir dönemi simgeliyor. Gazze’deki anmaların bu nedenle güçlü bir duygusal karşılığı var: Çünkü burada yapılan her Nekbe hatırlatması, yalnızca tarihe değil, bugünün kuşatılmış yaşam koşullarına da işaret ediyor.
Bu yılki etkinliklerde esirlerin serbest bırakılması çağrısının öne çıkması, Filistin toplumunun savaşın insani maliyetini nasıl okuduğunu da gösteriyor. Gazze’de aylardır süren ağır yıkım, kayıplar ve belirsizlik ortamı içinde esir meselesi, yalnızca siyasi bir başlık olmaktan çıkıp aileleri doğrudan etkileyen bir toplumsal yaraya dönüşmüş durumda. Bu nedenle anma programlarının, tarihsel hafızayla güncel insani talepleri aynı zeminde buluşturması dikkat çekici.
Gazze’deki bu görüntüler, Filistin meselesinin uluslararası gündemde neden hâlâ merkezî bir yer tuttuğunu da hatırlatıyor. Bir yanda 78 yıl önceki zorunlu göçün mirası, diğer yanda bugünün savaş koşulları ve esir tartışmaları var. Bu birleşim, Filistinlilerin yalnızca geçmişte yaşadıkları kaybı değil, bugün de güvenlik, hareket özgürlüğü ve temel yaşam hakkı bakımından süren kırılganlığı görünür kılıyor. Anmaların sembolik gücü de tam burada ortaya çıkıyor: Tarih, güncel siyasetle iç içe geçiyor.
Türkiye açısından bakıldığında, Gazze’deki Nekbe anmaları hem insani duyarlılık hem de dış politika bağlamında önem taşıyor. Türk kamuoyunda Filistin meselesi uzun süredir güçlü bir toplumsal karşılık buluyor; Gazze’den gelen her haber, savaşın siviller üzerindeki etkisini yeniden gündeme taşıyor. Esirlerin serbest bırakılması çağrısının anmalarda yer alması ise, çatışmanın yalnızca cephe hattında değil, aileler, sivil toplum ve diplomatik girişimler düzeyinde de çözüm beklediğini gösteriyor.
Bu tablo, Filistin meselesinde hafıza ile siyasetin birbirinden ayrılamadığını bir kez daha ortaya koyuyor. Gazze’deki anmalar, bir yandan Nekbe’nin tarihsel ağırlığını canlı tutarken diğer yandan mevcut krizin barışçıl çözümüne dair uluslararası baskının neden artması gerektiğini hatırlatıyor. Filistinliler için bu tür etkinlikler, sadece geçmişi anmak değil; aynı zamanda kaybedilen hakların, evlerin ve hayatların unutulmadığını dünyaya duyurmak anlamına geliyor.




