İstanbul’da düzenlenen World Decolonization Forum’da teknokolonyalizm, yapay zekânın küresel yükselişi ve algoritmik hakimiyetin güç eşitsizliklerine etkisiyle birlikte ele alındı.
İstanbul’da düzenlenen World Decolonization Forum, bu kez yalnızca sömürgeciliğin tarihsel mirasını değil, dijital çağın yeni güç ilişkilerini de masaya yatırdı. Forumda öne çıkan başlıklardan biri olan teknokolonyalizm, yapay zekâ teknolojilerinin ve algoritmik sistemlerin küresel ölçekte nasıl bir hakimiyet alanı oluşturduğunu yeniden gündeme taşıdı.
Kavram, ilk bakışta teknik bir tartışma gibi görünse de aslında ekonomi, siyaset ve uluslararası ilişkilerin tam merkezinde duruyor. Çünkü yapay zekâ altyapısını geliştiren, veriyi işleyen, standartları belirleyen ve platformları kontrol eden ülkeler ile şirketler, yalnızca teknoloji üretmiyor; aynı zamanda bilgi akışını, karar alma süreçlerini ve güç dağılımını da şekillendiriyor.
İstanbul’daki forumda yapılan değerlendirmeler, bu yeni düzenin özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından ne anlama geldiğine odaklandı. Algoritmaların hangi içerikleri öne çıkardığı, hangi verilerin toplandığı, hangi dillerin ve toplulukların görünür kaldığı soruları, dijital eşitsizliğin artık klasik altyapı eksikliğiyle sınırlı olmadığını gösteriyor. Sorun sadece internete erişim değil; teknolojinin nasıl tasarlandığı ve kimin çıkarına çalıştığı.
Teknokolonyalizm tartışmasının önemini artıran bir diğer unsur ise yapay zekânın giderek daha fazla kamusal alana nüfuz etmesi. Eğitimden sağlığa, medyadan güvenliğe kadar pek çok alanda karar destek sistemleri kullanılırken, bu sistemlerin tarafsız olduğu varsayımı her zaman gerçeği yansıtmıyor. Veri setlerindeki önyargılar, model tasarımlarındaki tercihleri ve büyük teknoloji şirketlerinin piyasa gücü, eşitsizlikleri azaltmak yerine derinleştirebiliyor.
Türkiye açısından bakıldığında bu tartışma, yalnızca akademik bir kavramın ötesinde stratejik bir uyarı niteliği taşıyor. Yerli yapay zekâ kapasitesinin güçlendirilmesi, veri güvenliği, dijital egemenlik ve kritik teknolojilerde dışa bağımlılığın azaltılması, önümüzdeki dönemde daha da önemli hale geliyor. Aksi halde teknoloji tüketen ama teknoloji kurallarını belirleyemeyen ülkeler, yeni çağın pasif aktörleri arasında kalabilir.
Forumun İstanbul’da yapılması da sembolik bir anlam taşıyor. Türkiye, bir yandan küresel teknoloji yarışının içinde yer almaya çalışırken diğer yandan dijital adalet, veri egemenliği ve etik standartlar konusunda söz sahibi olma arayışını sürdürüyor. Bu nedenle teknokolonyalizm tartışması, sadece uluslararası bir panel başlığı değil; aynı zamanda Türkiye’nin teknoloji politikalarını, regülasyon yaklaşımını ve dijital geleceğini doğrudan ilgilendiren bir çerçeve sunuyor.
Önümüzdeki dönemde yapay zekâ tartışmalarının yalnızca verimlilik ve inovasyon ekseninde değil, güç, temsil ve bağımlılık ilişkileri üzerinden de okunması gerekecek. İstanbul’daki forumun verdiği mesaj da tam olarak bu: Dijital çağın eşitsizlikleri, eski sömürge düzenlerinden farklı biçimlerde işlese de sonuçları benzer derecede belirleyici olabilir.




