TİHEK, Üsküdar’daki bir spor merkezinde kadınlar ve karma kullanım şeklindeki düzenlemeyi çoklu ayrımcılık olarak değerlendirdi. Karar, yerel hizmetlerde eşit erişim tartışmasını yeniden gündeme taşıdı.
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nun (TİHEK) Üsküdar Belediyesi Vakıfbank Spor Sarayı’ndaki spor merkezine ilişkin değerlendirmesi, yerel hizmetlerde eşitlik tartışmasını yeniden öne çıkardı. Kurum, daha önce kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı belirlenen kullanım günlerinin “kadınlar” ve “karma kullanım” şeklinde yeniden düzenlenmesini çoklu ayrımcılık kapsamında ele aldı.
Kararın merkezinde, kamusal bir hizmet alanında erişimin nasıl düzenlenmesi gerektiği sorusu bulunuyor. Spor merkezleri, yalnızca fiziksel aktivite yapılan yerler değil; kent yaşamında sosyal katılım, sağlık hakkı ve kamusal alanın paylaşımı açısından da önemli mekanlar olarak görülüyor. Bu nedenle kullanım günlerinin belirlenmesi, teknik bir planlama meselesi olmanın ötesine geçiyor ve eşit yararlanma ilkesine doğrudan temas ediyor.
TİHEK’in “çoklu ayrımcılık” vurgusu da bu noktada dikkat çekiyor. Kurumun yaklaşımı, bir düzenlemenin yalnızca tek bir grubu değil, birden fazla toplumsal kesimi aynı anda dezavantajlı hale getirip getirmediği sorusuna dayanıyor. Bu tür kararlar, özellikle belediyelerin sunduğu hizmetlerde cinsiyet temelli ayrımların sınırlarını yeniden tartışmaya açıyor. Kamu kurumları açısından mesele, hizmeti düzenlerken toplumsal hassasiyetleri gözetmek ile eşitlik ilkesini zedelememek arasındaki dengeyi kurabilmek.
Söz konusu değerlendirme, Türkiye’de son yıllarda sıkça tartışılan “kamusal alanda ayrımcılık” başlığının yeni bir örneği olarak okunabilir. Belediyelerin spor tesisleri, yüzme havuzları, kültür merkezleri ve benzeri alanlarda uyguladığı kullanım takvimleri zaman zaman toplumsal beklentiler, güvenlik kaygıları ve erişim hakkı arasında gerilim yaratıyor. TİHEK’in bu dosyadaki tutumu, yerel yönetimlerin benzer uygulamaları yeniden gözden geçirmesine yol açabilir.
Kararın hukuki ve idari etkisi de önemli. TİHEK’in ayrımcılık tespiti, yalnızca ilgili tesis için değil, benzer düzenleme yapan diğer belediyeler için de emsal niteliği taşıyabilecek bir çerçeve sunuyor. Bu durum, belediyelerin hizmet planlamasında daha dikkatli davranmasını, uygulamaların gerekçelerini daha açık biçimde ortaya koymasını ve eşitlik ilkesine uygun modeller geliştirmesini zorunlu kılabilir.
Toplumsal açıdan bakıldığında ise karar, Türkiye’de kamusal hizmetlerin hangi ilkelere göre şekilleneceği sorusunu canlı tutuyor. Bir kesim, ayrıştırıcı uygulamaların toplumsal eşitliği zedelediğini savunurken; diğer kesim, belirli düzenlemelerin farklı ihtiyaçları karşılamak için gerekli olduğunu ileri sürebiliyor. TİHEK’in değerlendirmesi, bu tartışmada devlet kurumlarının temel ölçütünün ayrım gözetmeyen, erişilebilir ve dengeli hizmet sunumu olması gerektiğini hatırlatıyor.
Türkiye’de yerel yönetimlerin artan sosyal hizmet rolü düşünüldüğünde, bu kararın etkisi spor merkezleriyle sınırlı kalmayabilir. Kadınlara özel saatler, karma kullanım uygulamaları ve benzeri düzenlemeler bundan sonra daha sık hukuki denetime tabi tutulabilir. Bu da belediyelerin yalnızca hizmet üretme biçimini değil, aynı zamanda toplumsal kapsayıcılık anlayışını da yeniden tanımlayabilir.
Sonuç olarak TİHEK’in kararı, bir spor merkezi uygulamasının ötesinde, kamusal alanda eşitlik ve ayrımcılık sınırlarının nerede başladığına dair daha geniş bir tartışma açıyor. Yerel yönetimler için mesaj açık: hizmet planlaması yapılırken yalnızca pratik ihtiyaçlar değil, insan hakları ve eşit erişim ilkeleri de merkeze alınmak zorunda.




