TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, küresel ekonomik düzeni sert sözlerle eleştirerek savaşların büyük sermaye sahiplerine kazanç sağladığını söyledi. Açıklama, Türkiye’de ekonomi, adalet ve küresel güç dengeleri tartışmasını yeniden gündeme taşıdı.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un küresel ekonomik düzene yönelik sert çıkışı, savaşların yalnızca cephede değil, piyasalarda da kazananlar ve kaybedenler ürettiğini bir kez daha hatırlattı. Kurtulmuş’un “vahşi, vampir kapitalizm” ifadesiyle tarif ettiği tablo, son yıllarda art arda yaşanan krizlerin ardından giderek daha fazla sorgulanan uluslararası ekonomik mimariye işaret ediyor.
Kurtulmuş, Amerika-İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş sırasında büyük servet ve sermaye sahiplerinin, ortaya çıkan dalgalanmalardan ne kadar kazanç sağladığının da hesabının yapılması gerektiğini söyledi. Bu sözler, yalnızca bir dış politika değerlendirmesi değil; aynı zamanda savaş ekonomisinin nasıl işlediğine, küresel finans akışlarının kriz anlarında nasıl yön değiştirdiğine ve bunun toplumsal bedelinin kimler tarafından ödendiğine dair açık bir eleştiri niteliği taşıyor.
Modern savaşlar, artık sadece askeri kapasiteyle değil, enerji fiyatları, emtia piyasaları, sigorta maliyetleri, tedarik zincirleri ve finansal spekülasyonlarla da şekilleniyor. Bir bölgede gerilim tırmandığında petrol, altın, döviz ve savunma hisseleri üzerinden oluşan hareketlilik, geniş kitleler için belirsizlik ve enflasyon anlamına gelirken; büyük sermaye grupları için kısa vadeli kazanç fırsatlarına dönüşebiliyor. Kurtulmuş’un çıkışı tam da bu çelişkiye odaklanıyor.
Türkiye açısından bakıldığında bu tartışma, yalnızca ideolojik bir eleştiri olarak okunmamalı. Küresel krizlerin Türkiye ekonomisine etkisi çoğu zaman doğrudan hissediliyor; enerji maliyetleri, ithalat faturası, kur oynaklığı ve piyasalardaki risk iştahı, dış kaynaklı her gerilimden etkilenebiliyor. Bu nedenle savaşın ekonomik sonuçlarına dair yapılan her değerlendirme, Ankara’nın dış politika kadar ekonomik dayanıklılık meselesine de dikkat kesilmesi gerektiğini gösteriyor.
Kurtulmuş’un kullandığı dil, son dönemde uluslararası sistemde artan adaletsizlik tartışmalarıyla da örtüşüyor. Gelişmiş ekonomilerde sermaye birikiminin kriz dönemlerinde daha da hızlanması, buna karşılık dar gelirli toplumların enflasyon, işsizlik ve alım gücü kaybıyla baş başa kalması, küresel düzenin meşruiyetini zedeliyor. Bu nedenle “vampir kapitalizm” benzetmesi, sadece sert bir siyasi retorik değil; savaş, finans ve eşitsizlik arasındaki bağa yönelik toplumsal bir itiraz olarak da okunabilir.
Açıklamanın zamanlaması da dikkat çekici. Orta Doğu’da gerilimlerin sürdüğü, enerji ve güvenlik başlıklarının yeniden küresel gündemin merkezine yerleştiği bir dönemde yapılan bu değerlendirme, Türkiye’nin hem bölgesel barış vurgusunu hem de ekonomik kırılganlıklara karşı uyarılarını aynı çerçevede topluyor. Kurtulmuş’un sözleri, savaşın maliyetini yalnızca devletlerin değil, sıradan vatandaşların da ödediği gerçeğini öne çıkarıyor.
Sonuç olarak bu çıkış, Türkiye’de dış politika ile ekonomi arasındaki bağın ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha gösterdi. Savaşların yarattığı dalgalanmalardan kimlerin kazanç sağladığı sorusu, yalnızca ahlaki bir tartışma değil; aynı zamanda küresel sistemin nasıl işlediğini anlamak için de kritik bir soru. Kurtulmuş’un mesajı, bu düzenin yalnızca güç değil, aynı zamanda ciddi bir gelir transferi mekanizması ürettiğine dair sert bir uyarı olarak öne çıkıyor.




