77 kişinin hayatını kaybettiği Hünkar Apartmanı davasında müteahhit Osman Kala’ya 12 yıl 2 ay 20 gün hapis cezası verildi. Karar, deprem yargılamalarında sorumluluk tartışmasını yeniden öne çıkardı.
77 kişinin yaşamını yitirdiği Hünkar Apartmanı’na ilişkin davada verilen karar, deprem sonrası adalet arayışının en ağır dosyalarından birine yeni bir sayfa açtı. Müteahhit Osman Kala’ya verilen 12 yıl 2 ay 20 günlük hapis cezası, yalnızca bir ceza yargılamasının sonucu değil; aynı zamanda yapı güvenliği, denetim zinciri ve kamusal sorumluluk tartışmalarının da merkezinde yer alıyor.
Deprem felaketlerinin ardından açılan davalar, Türkiye’de uzun süredir yalnızca teknik kusurların değil, ihmaller zincirinin de yargılandığı dosyalar olarak görülüyor. Hünkar Apartmanı dosyası da bu açıdan istisna değil. Bir binanın yıkılmasıyla ortaya çıkan tablo, çoğu zaman proje aşamasından malzeme kalitesine, denetimden ruhsat süreçlerine kadar uzanan çok katmanlı bir sorunu işaret ediyor. Bu nedenle mahkeme kararları, sadece sanıklar açısından değil, benzer yapı stokunda yaşayan milyonlar için de doğrudan anlam taşıyor.
Verilen ceza, kamuoyunda sıkça dile getirilen “cezasızlık” eleştirisinin gölgesinde değerlendirilecek. Çünkü deprem davalarında en kritik beklenti, yalnızca failin tespiti değil, sorumluluğun hangi aşamalarda oluştuğunun açık biçimde ortaya konulmasıdır. Müteahhitlik faaliyetinin niteliği, inşaat sürecindeki kararlar ve binanın güvenliğini etkileyen tercihlerin yargı tarafından nasıl okunduğu, bundan sonraki benzer dosyalar için de emsal niteliği taşıyabilir.
Türkiye’nin deprem gerçeği düşünüldüğünde bu kararın toplumsal etkisi daha da büyüyor. Ülkenin geniş bir bölümünde hâlâ riskli yapı stoğu bulunurken, yargı kararları vatandaşın güven duygusunu doğrudan etkiliyor. Özellikle büyük can kayıplarına yol açan binalarda verilen cezaların caydırıcılığı, hem müteahhitlik sektöründe hem de yerel denetim mekanizmalarında daha sıkı bir sorumluluk kültürü oluşturulması açısından önem taşıyor.
Öte yandan bu tür kararlar, yalnızca geçmişte yaşanan bir felaketin hesabını sormakla kalmıyor; gelecekteki olası yıkımların önlenmesi için de kamu otoritelerine güçlü bir mesaj veriyor. İmar süreçlerinin şeffaflığı, denetim kurumlarının etkinliği ve yapı üretiminde standartlara uyum, artık sadece teknik başlıklar değil, doğrudan yaşam hakkıyla bağlantılı konular olarak görülüyor. Hünkar Apartmanı davası da bu gerçeği bir kez daha hatırlatmış oldu.
Kararın ardından gözler, benzer nitelikteki diğer deprem davalarına çevrilecek. Çünkü Türkiye’de adaletin deprem dosyalarında nasıl işlediği, yalnızca mahkeme salonlarında değil, toplumun geniş kesimlerinde de yakından izleniyor. 77 canın ardından verilen hüküm, acıyı geri getirmeyecek; ancak sorumluluğun hukuken tanımlanması, hem mağdur yakınları hem de kamu vicdanı açısından önemli bir eşik olarak değerlendirilecek.




